«
  1. Ana sayfa
  2. Tarih
  3. TÜRKİYE’NİN MODERN TARİHİ – 15 TEMMUZ VE SONRASI

TÜRKİYE’NİN MODERN TARİHİ – 15 TEMMUZ VE SONRASI

Türkiye şuanda bulunduğu durum itibarı ile çoğu insanın dikkat etmediği hatta farkında bile olmadığı kadar değerli bir ülke konumuna gelmiş bulunmaktadır. Çünkü içinden geçtiğimiz ve yol aldığımız Dünya, artık eski dünya olmayacaktır. Eski Dünya paranın kâğıt olduğu ve insanların genellikle para gücüne esir olduğu Dünya olmakta idi. Şimdi ise Dünya, kâğıt paradan çıkıp Dijital para döngüsüne girmeye başladı. Daha doğrusu Finans sistemini kuran oyuncular, artık bu sistemin sonunun geldiğini ve yeni bir sistemin kurulması gerektiğini düşünmeye başladılar. Düşünme ile de kalmayıp, uygulamaya geçmeye çoktan başladılar. İşte bu uygulamanın en önemli ayaklarından birisi de Türkiye’dir. Türkiye içinden geçtiğimiz çağ da önemini en çok arttıran ülkelerin başında gelmektedir. Bizler iç çekişmeler ile siyaset ile kendi içimizdeki problemler ile kendimizi küçültmeye çalışsak da Dünya bizim değerimizin gayet net bir şekilde farkında. Peki, nasıl farkındalar? Bizim fark etmediğimiz neyi fark ettiler ki bizim ülkemizin değeri bu kadar ivme kazandı? Bunun cevabını anlamak için aslında biraz geçmişe gitmek gerekiyor. Bilindiği üzere ülkemiz yıllardan beri, hem ekonomik hem politik hem de askeri anlamda azımsanmayacak derecede bağımlı bir ülke idi. Bu bağımlılık neredeyse 2012 yılına kadar sürdü. 2012 yılında yeterince güçlenen devlet, biraz kıpırdanıp hamlelere başlayınca 7 Şubat MİT krizi patlak verdi. Devlet içindeki hain devlet, bizzat Milli Devlet’e operasyon çekmeye kalktı. Sonrası 17-25 Aralık operasyonları ile başlayan süreç, 15 Temmuz darbe girişimi ile en parlak dönemine ulaştı. Ama ışığın en parlak olduğu zaman sönmeye en yaklaştığı zamandır lafı, bu durum içinde geçerli idi. 15 Temmuz devlet içindeki casusların ve hainlerin sonu oldu. Peki, bu süreçlere nasıl gelindi? Nasıl oldu da biz kendi devletimiz içindeki kontrolü kaybettik ve başka yapılara devrettik?

Yine bu süreçleri anlayabilmemiz için, 1960 yılına gitmemiz gerekecek. 1960 yılında hiç kimsenin bilmediği bir olay oldu. O zamanlar da komünizm ile mücadele örgütlenmesi adı altında Amerikan emperyalizmine hizmet eden din ve vaiz sınıfı gayri resmi kamu görevlilerinin birçok örgütlenmesi mevcuttu. Dönemin MİT Müsteşarı olan Fuat Doğu, Doğu Anadolu bölgesinde hızlıca yıldızı parlayan ve insanları konuşmasıyla etkileyen bir vaizi Ankara’ya davet ederek ona devletin Müslüman ve inançlı kadrolarının lideri olmayı teklif etti. Bu vaiz FETULLAH GÜLEN ’den başkası değildi. GLADYO yapılanmasının özel olarak keşfettiği ve yetiştirdiği biri olarak Ankara’ya teklif edilen genç Fetullah, CIA isteği ile devletin Müslüman kadrolarının lideri ve devletin asli unsurlarından biri haline getirilmişti. Peki, bu denge oyunu ne idi? Neden Amerika ve Rusya karşıtlığı üzerine Dünya iki kutuplu bir yörüngeye girmişti? İşin acı tarafı bu da bir tiyatroydu. 1945 sonrası Malta’da çok gizli bir toplantı yapıldı. Toplantıya Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin temsilcileri katılmıştı. Bu toplantının tek amacı vardı; O da yeni Dünya’da yeni süper gücün Amerika olması konusunda anlaşma sağlamak. İngiltere hakem devlet olarak iki devletin birbiri ile savaş halindeymiş gibi görünerek Dünya’nın yönetimini teklif ediyordu. Süper güç Amerika olacak ve Sovyetleri düşman ilan ederek Dünya hâkimiyetini perçinleyecekti. Ancak Amerika bir ülkeyi işgal etmek istiyor ise, önceden bunu Sovyetlere bildirecek ve Sovyetler o ülkeyi önceden işgal ederek, Amerikan işgaline zemin hazırlayacaktı. Bunun en tipik örneği nedir dersiniz? Tahmin ettiğiniz gibi Afganistan ve Vietnam. Dünya üzerinde böyle bir tiyatro oynanırken, Türkiye 1945’li yıllardan itibaren ekonomi ile 1960’lı yıllardan sonra ise fiilen işgal altına girmekte idi.

15 Temmuz Sonrası Neler Oldu?

İşte böyle bir Dünya ortamında Türkiye bağımsız karar alabilmeyi bırakın, bağımsız tek bir adım dahi atamıyordu. Gelen iktidarlar Amerika’nın veya İngiltere’nin dediklerini yapmak zorunda bırakılıyor eğer yapmazlar ise hükümetleri düşürülüyordu. Koskoca 90 yıllık Cumhuriyet tarihine bakarsanız, 4 yıl iktidarda kalmış hükümet sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini görürsünüz. Biraz fikir yürüterek sonuca varalım; Bugüne kadar 65 Hükümet görev başına geldi. Son 8 hükümetin Ak Parti hükümeti olduğunu düşünür isek geri kalan 57 hükümetin ortalama ömrü 1,5 yıl. Evet, yanlış duymadınız sadece 1,5 yıl. Böyle bir ülkenin ekonomik istikrarı ve siyasi istikrarı mümkün müdür? Ortalama hükümet ömrünün neredeyse 1 dönem olduğu bir ülkenin gelişmesi veya süper güç olabilmesi mümkün müdür? Hiçbir şart altında böyle bir gelişme mümkün olmayacağı gibi, aksine bu kadar kargaşa ve değişiklik en çok devlet içindeki sızma hainlere yarayacaktır. Onlar kendi makamlarını ve mevkilerini sağlamlaştırırken hatta kendilerine bağlı omurgasızları devlet içine daha da fazla yerleştirirken ülke kaybettiği yıllarla ve insanlarla baş başa kalıyordu. İşte böyle bir ortamda gelen Ak Parti hükümeti önce devlet içerisindeki Askeri gladyo yapılanmasını, sonra sivil gladyo yapılanmasını hızlı bir biçimde temizliğe girişti. Tabii ki bu temizlikler kolay süreçler olmadığı gibi çok fazla gümbürtü koparması da muhtemeldi. Nitekim öyle de oldu. Ancak Türkiye tam da bu kamburları üzerinden atıp askeri ve sivil bürokrasi de temizliği tam yaptı derken, 2018 yılında devletin içindeki gladyo artıkları yeniden harekete geçti. Çünkü Türkiye’nin şuanda önünde tek büyük engel vardı, yıllardan beridir kaybettiği zaman ve insan gücü ile yerine koyamadığı PARA gücü. Buna Ak Parti hükümetinin maalesef yanlış ve hatalı ekonomik politikaları da eklenince (ucuz diye tohum alınması, maliyet hesabı ile devlet tasarruf etsin diye alınan ithal kalem temel ihtiyaç ürünleri vs.) ülke bugünkü ekonomik operasyon ile karşı karşıya kaldı.

Darbe Sonrası Türkiye Ne Derecede Etkilendi?

Ancak ülke şuanda çok daha büyük bir tehlike altında bulunmaktadır. Ülkenin siyasi istikrarsızlık ve iktidar hataları sebebiyle en kritik dönemeçte ciddi şekilde aksaması hem bölgenin aksamasına hem de gelişmekte olan ülkemize ciddi şekilde zararlar verecektir. Türkiye 1945’lerde yediği eğitim darbesi gibi bir darbeyi, bu yıllarda ekonomik ve sosyolojik olarak yiyebilir. Bu sebeple toplumumuzun çok dikkatli olması ve kendine hâkim olması gerekmektedir.

Aksi takdirde ülkenin büyük bir kaosa girmesi içten bile olmayacaktır. Ülke en kritik günlerden geçerken, birilerinin sokağa çıkın çağrıları gerçekten ülkeyi büyük bir toplumsal gerilime doğru sürüklemektedir. Ülkenin içten karışmasını isteyen hainlerin hamleleri genellikle siyasi partiler ve ekonomiler üzerinden olduğundan, toplumumuzu gerecek her türlü hamle ve sözden kaçınılması gereken bir dönemde bazı şahısların ortalığı germe çabalarına asla aldanılmamalıdır. Bu durum en çok bizlere zarar verecektir. Bizler ülkemizde yaşayan Mütedeyyin Müslümanlar olarak kendi coğrafyamıza ve devletimize sahip çıkmak zorundayız. Biz bunu yapmaz isek, bu coğrafyada bunu yapabilecek her hangi bir güç veya millet asla yoktur. Bu sebepledir ki, toplum olarak 1960. 1970 ve 1980’li yıllarda yapılan hataları asla ve asla tekrarlamamamız gerekmektedir. O devirlerde milletimiz oyuna ve galeyana geldi. Bunun bedelini devlet ve millet olarak hep birlikte ödedik. Artık bu milletin aynı türde bir bedeli ödeyecek ne sabrı ne de takati bulunmaktadır.

Bir Cevap Yaz

furkan Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *