Osmanlı İmparatorluğu Neden Yıkıldı?

Osmanlı devleti hiç şüphesiz büyük bir devletti. Aynı zamanda büyük bir imparatorluktu. Bu imparatorluk zaman içerisinde sınırlarını genişleterek büyük bir İmparatorluk ve güç haline gelmiştir. Neredeyse 650 yıl Avrupa ve Hristiyanlığın ensesinde boza pişirmiş olan Osmanlı, aslında bilimsel gelenek olarak da İslam geleneğini devam ettiren bir imparatorluktu. Bu imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştığında Avrupa’nın neredeyse yarısını, Afrika ve Arap coğrafyasının % 70’ini kontrol eder bir haldeydi. Peki, böylesine geniş sınırlardan, böylesine yüksek güçlü bir devletten nasıl Cumhuriyet gibi küçücük ve Anadolu’ya sıkışmış bir devlet haline gelindi? Nasıl böylesine büyük bir imparatorluk çöktü? Aslında bu soruların cevaplarına ciltlerce kitap yazılabilir. Nitekim Osmanlı’nın çöküşü ile ilgili yüzlerce kitap yazılmıştır. Kitapları yazanların söyledikleri ise, genellikle klasik görüşlerdir. Düşmanlarımız şunu bunu etti, Osmanlı’da çöktü gibisinden halkın duymak istedikleri ve milliyetçi duyguları gıdıklayacak şekilde yazılar yazmaktaydılar. Ancak çoğu tarihçi gerçekleri yazmaktan genellikle imtina ettiği için birçok gizli gerçek tarih sayfalarının tozlu rafları arasında kalmaktadır. Ancak bu konularda, gayet detaylı ve özeleştiri yapan İslami kaynaklarda mevcuttur. Bizlerin belki de Türkler olarak en büyük zaafı, özeleştiri yapmamak veya kendimizi hiçbir şekilde eleştirmemektir. Bu bizim toplumumuza sindiği gibi bizi yöneten siyasetçilere de özellikle son 90 yılda iyice sinmiştir. Bu sinme sonucunda ben bilirim mantığındaki devlet kadroları, bu kadroların etkilediği padişahlar sonuncunda devlet adeta bir çöküşe hızlı bir şekilde yuvarlanmıştır. Bu meselelerin, en mühimleri ise Veli Bayezid ve Abdülhamit han zamanlarında yaşanmıştır. Mutlak suretle şu bilinmelidir ki, Padişahların etraflarındaki adamlar konusundaki dikkatsizliklerinin bedelini hem bu devlet hem de bu millet tarih boyunca acı bir şekilde ödemiştir.

Osmanlı’nın Yıkımındaki Sebepler

Bu devirlerin ilk başladığı zamanları sizlere anlatmıştık. Yavuz dönemi siyasetinde iç karışıklık oldukça fazlaydı. Bunun sebebi doğu sınırlarındaki Safevi tehdidi idi. Safevi tehdidinin bir diğer boyutu da vardı. Karamanoğulları beyliğinden kalan askerleri de hem Osmanlı’ya karşı kalkan olarak kullanıyordu. Osmanlı hem fikri hem de fiziki olarak çok zor dönemden geçmesine rağmen Şah İsmail’in ordusunu yenmeyi başarmıştır. Bu başarının altında temel olarak Yavuz’un aklı ve stratejileri yatmakta idi. Yavuz iyi bir padişah olmasının yanında askerine oldukça hâkim bir padişahtı. Gözü karalığı sebebiyle Yavuz lakabını almıştır. Ayrıca çok naif ve kibar birisi olmasına rağmen, devlet meselelerinde oldukça asabi ve katı davranırdı. Ancak bir yönü vardı ki, Osmanlı’nın en muhteşem döneminin temelini atmıştır. O da ilime ve fikre verdiği önemdir. Yavuz İslami ilimlerin gelişmesinde diğer padişahlardan çok daha fazla katkı sağlamış birisidir. Bu sebeple hem pozitif ilimlerin hem de fenni ilimlerin gelişmesine süratle ön ayak olmuş bir padişahtı. Yavuz’un diğer bir özelliği de batılı eserleri okumasıydı. Yavuz savaştan boş vakit buldukça batılı eserleri okur ve kendi memleketi hakkında daha ileriye götürecek stratejiler üretirdi. Aynı zamanda Yavuz, İslami bilim adamlarının eserlerini savaştan sonra İstanbul’a getirtmişti. Medrese tedrisatları konusunda da ciddi değişiklikler yapmıştı. Fenni ilimlerin ilk kez medreseye girmesi de, Yavuz döneminde olmuştur. Yavuz kendi dönemi içerisinde ve gelecekte paranın ve teknolojinin çok önemli olacağını kavramıştır.

Yavuz kendi dönemi içerisinde evladına, kendisinden sonra hazineyi dolduramayanın hiçbir şekilde hazinenin kasasına dokunmamasını emretmiştir. Gerçekten de o büyük padişahın dediği olmuş ve kendisinden sonra gelen hiçbir padişah hazineyi o kadar dolduramamıştı. Yavuz gerçekten de yaşadığı dönem itibari ile Osmanlı’nın belki de erken çöküşünü engellemiş bir padişahtır.