EMEVİLER’DEN ABBASİLERE İSLAM DEVLETLERİ 

Emevi soyunun en önemli liderlerinden birisi Hz. Osman’dır. Peygamberimiz (S.A.V.)’in iki kızı ile evlendiği için İslam coğrafyasında o dönem Zinnureyn ismini almış tek sahabe idi. Hz. Osman aslında Emevi soyundan gelmesi dışında Emevi hanedanlığı için de çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. 4 Halife dönemindeki halifelerden birisi olan Hz. Osman aslında kurulacak olan Emevi hanedanlığının reisi olarak görülmekteydi. İlmi, feraseti, imanı ve edebi ile herkesin hoşnut olduğu ve hiç kimsenin eleştirisine maruz kalmamış bir sahabe olarak yaşamakta idi. Peygamberimiz (S.A.V.) ondan hep övgüyle bahsetmesi sebebiyle, sahabenin lider olarak görmekten garipsemeyeceği bir insan olduğu dönemin tarih ve hadis kitaplarında yazmaktadır.

Emevi hanedanlığı döneminde âlimlerce ehl-i sünnet olarak kabul edilen Hasan Basri hazretleri, Hz. Osman’ın Muaviye tarafından direk veya dolaylı yoldan öldürüldüğünü kitaplarında yazmaktadır. Aslında Muaviye hazretleri sahabe olarak kabul görmüş bir mümin olduğu bilinse de, o dönemlerde yaptığı bazı hataları işler sebebiyle sahabenin öfkesini çektiği söyleniyordu. Özellikle hakem olayında ve Sıffin savaşında yaptıklarını Müslümanlar hiçbir zaman unutmadıkları için, halk tarafından da pek sevilmediği söyleniyordu. Hatta Peygamberimiz (S.A.V.)’in takva da kendinden sonra en çok övdüğü sahabesi Hücr’ü öldürmesi sebebiyle de halk tarafından iyice nefret beslenir hale gelmişti. İşte böyle bir zamanda Emevi hanedanlığı halifeliğin kendi hakkı olduğunu öne sürerek Hz. Ali’ye biat etmedi. Özellikle Hz. Osman’ın asiler tarafından şehit edilmesinden sonra doğal hak varis olarak kendini ortaya çıkaran Muaviye hazretleri, İslam halifeliğinin de kendi hakkı olduğunu öne sürmüştür. Özellikle Hz. Ali’nin hilafetinin Şam’da ilan edilmesinden sonra büyük bir isyan dalgasına sebep verecek şekilde isyana kalkışması İslam dünyası için son derece esef verici olayların başlamasına sebep olmuştur.

Bu kalkışmanın iki büyük olayı olarak görülen olayları Cemel Vakası ve Sıffin savaşı olarak nitelendirebiliriz. Bu iki meselede de Muaviye hazretleri, Hz. Ali’nin hilafetine karşı çıkması neticesinde yaşanmıştır. Tabii ki bu ayrışma aslında ileride doğacak olan Abbasi hanedanlığının da temelini atmıştır. Çünkü Hz. Abbas’ ın soyundan gelenler; Hz. Ali’nin hilafeti ardında birleşmişlerdi. Bu hem İslam âlemini birleştirmiş, hem de halifelik makamının İslam’daki gibi istişare ile olmasından ötürü meşrutiyet katmıştır. Ancak Hz. Osman’dan ötürü halifeliği kendine hak göre Muaviye hazretleri, farkında olmadan da büyük bir fitnenin doğmasına sebep olmuştur.

Hariciler denilen ve şuanda Arap coğrafyasının ekseriyetinde sürmeye devam eden sapık fırka, bu zaman zarfı içerisinde doğmuştur. Haricilere göre Arap olmayan Müslümanların; Müslümanlıkları asla kabul olmaz ve ikinci sınıf Müslüman olarak yaşamlarını sürdürürler. Haricilere göre Müslümanlık dini Araplara inmiştir ve Araplar; Allah katında övülmüş bir millettir. Onlara göre Arap ve Müslüman olmayan herkes kâfirdir. Hatta bu sapkın fırka Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer efendilerimize de kâfir yakıştırmasını yapmaktadırlar. Bu amaçla da Ortadoğu bölgesindeki bir terör örgütünün de hala bu sapkın fırkanın görüşlerinden etkilendiği bilinmektedir. Hz. Muaviye bilerek veya bilmeyerek sebep olduğu bu fitne hareketi hem ehl-i sünnet itikadına o dönem de büyük darbe vurduğu gibi, bundan ötürü de gerekli olan ilimsel boşluğun ileriki zamanlarda keskin şekilde doldurulmasına sebep olacaktı.

Asıl olan ise Hz. Ali efendimizin camii de şehit edilmesinden sonra yaşanacak bir durum idi. Bu durumu ileride detaylıca anlatacağız. Ancak şu bilinmelidir ki; Alevilik bir fitnenin yarattığı başka bir yanlış akımdır. Bir zulmün ve fitnenin insanları isyana ve değişikliğe sevk ettiği tarihi gerçeğini unutmayalım.