«
  1. Ana sayfa
  2. Tarih
  3. Abbasi Devleti İçinde Büyük Kırılmalar

Abbasi Devleti İçinde Büyük Kırılmalar

Tabiin döneminin en sıkıntılı meselelerinden birisi sapık fırkaların çıkması ve İbn-i Teymiyye’nin sapık fikirlerini yaymaya başlamasıdır. Tabiin dönemi tabii olarak İslam âlimlerinin ve müderrislerin en fazla çıkmaya başladığı ve en iyi yetiştiği dönemlerden birisi olmasıyla beraber, bu duruma karşı olarak Su âlimleri olarak bilinen kötü âlimlerinde ortaya çıkmalarına sebep olmuştur. Böyle bir ortamda tabii olarak münazaralar ve fikri tartışmalar çokça olmaktaydı. İbn-i Teymiyye ilk başlarda ehlisünnet akidesine bağlı kaldıysa da, sonraki zamanlarda ehlisünnet dairesinden çıkmış ve kendine has fikirler ile insanlara vaaz etmeye başlamıştır. İbn-i Teymiyye bilhassa tarikat ve tasavvufa ağır eleştiriler getirerek Hz. Ali dönemini şiddetle eleştirmeye başlamıştır. Hz. Ali’nin aslında ilmi açıdan zayıf olduğunu ve devleti idaresinde ciddi şekilde sıkıntıları olduğunu belirtmesiyle birlikte Hz. Ali’nin aslında tam Müslüman olmadığını ve kâfir olabilme ihtimalinin bulunduğunu da kitaplarında yazmakta idi. Bu düşünce bile onlarca sapık fırkanın çıkmasına sebep olmuştur. Bu dönemde mutezile, kaderiye, hariciye, batıniyye gibi sapık fırkalar çıkmış ama ehlisünnet itikadını en çok zorlayan acem devletinin de atası olacak olan Fatımiler olacaktır. Fatımi devletinin temelleri bu devirde atılmış ve Abbasi halifelerinin de artık Emevileştiği ve halkı kandırdığı propagandası dilden dile yayılmıştır. Son Abbasi halifeleri bu propaganda güçlerine çok ağır darbeler vurmuş, Şii fırkasını savunanları bulduğu yerde idam etmiştir. Bu konuda âlimlerin çağrılarını da pek dinlemeyen Abbasi halifeleri aslında sonun başlangıcını kendi elleriyle başlatmış olmaktaydılar. Çünkü bu olaylar Abbasi devleti içinde büyük kırılmalara yol açacaktı.

Bu kırılmaların en büyük olanı ise Abbasi bayrağı altında yaşayan Alevilerin artık bu hanedana güvenlerinin kalmaması olarak bilinmektedir. Fatımi devletinin temellerinin atılmasıyla beraber İran etkisiyle Irak coğrafyasına inen Moğollar da bu kırılmalarda büyük pay sahibi olan devlet olarak göze çarpmaktadır. Müslümanlarla her yerde ve acımasızca savaşan Moğol hükümdarı Hülagü Han, gözünü zengin Basra topraklarına dikmiş ve Müslümanların halifesi olan Abbasi devletini yıkmayı kafasına koymuştu. Zaten devlet düzeni ve ahlak olarak çökmüş bir Abbasi Devleti de sayılı günleri ile sonunu beklerken, Hülagü Bağdat’ı kuşatma kararı aldı. Aslında bu noktaya gelinmesi çok kısa bir zaman dilimi içerisinde olmamıştır. Neredeyse 100 yıllık bir süre içerisinde Su âlimlerinin artması, toplum ve devlet düzeninin kökünden sarsılmaya başlamasıyla bir araya gelen halkların birbirinden hızlıca kopması bu sonu hazırlamıştır. Abbasi hanedanı da son halifelerinin Emevi hükümdarlara benzemesinin acısını acı da olsa çekmiştir. Her ne kadar birkaç kere Tuğrul Bey ve bazı Türk ordularının savaşarak kurtardığı Abbasi Hanedanlığı, Hülagü Han elinde çok elim bir şekilde tarih sahnesindeki yerini almıştır. Ancak Hülagü’nün yaptığı katliamlardan daha çok verdiği zarar kültür mirasınadır. Çünkü bir toplumun ve devletin en önemli alanı kültürüdür. Kültür bir toplumda yok olduğu vakit o toplum adeta zihinsel olarak soykırıma uğramış kabul edilmektedir. Abbasi Devleti zamanında müthiş şekilde yapılmış olan Bağdat Kütüphanesi, zamanının en modern kitaplarını ve bilimsel çalışmalarını içermekteydi. Hadis ve fıkıh ilmindeki birçok eserin Bağdat Kütüphanesinde olduğu söylenmekte idi.

Moğollar son Abbasi halifesini atlara çiğneterek öldürmeleri dışında, Bağdat şehrinde bulunan muazzam kütüphaneyi tahrip etmişlerdir. Milyonlarca el yazması eseri Dicle’ye attıran Hülagü İslam kültür mirasına da büyük bir darbe vurmuştur. Bu darbe sonrası İslam eserlerinin mürekkepleri Dicle’yi öyle bir kaplamıştır ki günlerce Dicle’nin simsiyah aktığı söylenmektedir. O dönemdeki eserlerden çok azı bu devirlere gelmiştir.

 

Bir Cevap Yaz

furkan Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *